İçeriğe geç
Kırşehir Hat

Gündelik hayatın merak uyandıran tarafı

Sağlıklı Yaşam 3 dk okuma

Yüzme Tekniğinin Fiziği: Direnç Azaltmak Kuvvetten Önce Gelir

Suda hızı belirleyen şey ne kadar güçlü ittiğiniz değil, ne kadar az direnç ürettiğinizdir. Küçük düzeltmeler büyük fark yaratır.

Yazar: Selin Ertem

Suda ilerlemek, karada koşmaya benzemez. Havada koşan biri için direnç neredeyse ihmal edilebilir düzeydedir; suda ise direnç, harcanan enerjinin büyük bölümünü yutar. Bu yüzden yüzmede performansı belirleyen şey, çoğu zaman ne kadar güçlü ittiğiniz değil, ne kadar az direnç ürettiğinizdir.

Suyun yoğunluğu havanın yaklaşık sekiz yüz katıdır. Vücut suda ilerlerken önündeki su kütlesini kenara itmek zorunda kalır. Bu itme işi, hız arttıkça orantısız biçimde zorlaşır. Hızı iki katına çıkarmak, direnci yaklaşık dört katına çıkarır. İşte bu nedenle yüzmede küçük teknik kusurlar, kısa mesafede bile büyük zaman kayıplarına dönüşür.

Üç ayrı direnç

Suda karşılaşılan direnç tek türlü değildir. Birincisi biçim direncidir: vücudun suya gösterdiği kesit alanı ne kadar büyükse, itilmesi gereken su o kadar çoktur. Kalçaları düşen bir yüzücü, aslında suya çok daha geniş bir yüzey sunar ve farkında olmadan sürekli fren yapar.

İkincisi sürtünme direncidir. Bu, suyun cilde ve mayoya temas ederken oluşturduğu ince katman kaynaklı kayıptır. Görece küçüktür ama üst düzey yarışlarda anlam kazanır.

Üçüncüsü dalga direncidir. Yüzeyde ilerleyen bir vücut, önünde kabartı arkasında çukur oluşturur ve bu dalgaları oluşturmak enerji ister. Su altında ilerlemek bu nedenle yüzeyde ilerlemekten daha verimlidir; dalga üretilmez. Yarışlarda çıkış ve dönüşlerden sonraki su altı bölümünün bu kadar belirleyici olması bundandır.

Yatay kalmanın önemi

İyi bir yüzücünün en belirgin özelliği, gövdesinin suya neredeyse paralel durmasıdır. Bunu sağlayan şey yalnızca bacak vuruşu değildir. Başın konumu belirleyicidir: baş yukarı kalktığında, tahterevalli mantığıyla kalçalar aşağı iner. Bakışın aşağı ve hafif öne yönlendirilmesi, gövdeyi kendiliğinden yukarı taşır.

Karın ve kalça çevresindeki kasların hafif aktif tutulması da gövdenin ortadan bükülmesini engeller. Gevşek bir gövde suda muz gibi kıvrılır ve her kolun çekişinde enerji, ilerlemek yerine vücudu düzeltmeye harcanır.

Kol çekişi neyi iter

Yaygın bir yanılgı, kolun suyu geriye ittiğidir. Aslında olan bunun tam tersidir: el ve önkol, suda görece sabit bir dayanak noktası oluşturur ve vücut bu noktanın üzerinden öne taşınır. Su kaydıkça dayanak zayıflar. Bu yüzden dirseğin yüksekte tutulması, önkolun ise yere yakın bir açıyla aşağı bakması önemlidir; bu duruş, itme yüzeyini en geniş hâle getirir.

Çekişin başında elin aceleyle geriye savrulması en sık görülen hatadır. Su tutulmadan yapılan hızlı çekiş, kabarcık ve gürültü üretir ama itki üretmez. Suda gürültülü yüzmek, neredeyse her zaman verimsizliğin işaretidir.

Bacak vuruşunun asıl işi

Bacak vuruşunun ilerlemeye katkısı, çoğu yüzücünün sandığından çok daha küçüktür. Uzun mesafede bacakların ürettiği itki toplam ilerlemenin küçük bir bölümünü oluşturur; buna karşılık bacak kasları oksijenin ciddi bir kısmını tüketir. Bu yüzden dayanıklılık yüzüşlerinde vuruş hafif ve ekonomik tutulur.

Vuruşun asıl görevi gövdeyi hizada tutmaktır. Kollar dönüşümlü çektiği için vücut sürekli olarak yana savrulmaya çalışır; bacaklar bu savrulmayı dengeler. Vuruş dizden değil kalçadan başlamalı, diz yalnızca hafifçe bükülmelidir. Dizden yapılan sert vuruşlar suya karşı geniş bir yüzey açar ve ilerlemeye katkı sağlamak yerine fren etkisi yaratır. Ayak bileğinin esnekliği ise vuruşun verimini doğrudan belirler.

Gövde dönüşü ve nefes

Serbest ve sırtüstü stillerde gövde, her kol çekişinde uzun ekseni etrafında döner. Bu dönüş üç işi birden yapar: kolun suya daha uzağa uzanmasını sağlar, sırt ve gövde kaslarının çekişe katılmasına imkân verir ve nefes almayı kolaylaştırır.

Nefes alırken en kritik ayrıntı, başın gövdeden bağımsız çevrilmemesidir. Baş tek başına döndürülürse gövde hizası bozulur, kalçalar yana kayar ve direnç artar. Doğru yaklaşım, gövde zaten dönmüşken başı yalnızca birkaç derece daha çevirmektir. Ağzın büyük bölümü su yüzeyinin hemen üzerinde açılan küçük bir çukurda kalır; nefes almak için başı tamamen kaldırmak gerekmez.

Yüzmede ilerleme, çoğu zaman daha çok antrenmandan değil, direnci azaltan küçük düzeltmelerden gelir. Aynı efora rağmen mesafenin kolaylaştığını fark etmek, tekniğin oturmaya başladığının en açık göstergesidir.